'Yoğun bakımlar hastanelerin kalbi'

17.04.2018

Türk Yoğun Bakım Derneği’nin 40. Yılı nedeniyle düzenlenen basın toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi.


Şampiyon Motosikletçi Kenan Sofuoğlu, hem hasta, hem yasta yakını olarak yoğun bakım servislerinde yaşadıklarını paylaştı.

Yoğun bakım üniteleri, yoğun bakım uzmanlarının gözetiminde 24 saat kesintisiz izlem ve sağlık bakım hizmeti ile yaşamın sürdürülmesi, fiziksel, psikolojik - sosyolojik anlamda ‘’hayata bağlılığın’’ sağlanması, hastanın normal fonksiyonel hayata döndürülmesi hedeflenerek hizmet veren birimlerdir. Yoğun bakım üniteleri kompleks organizasyonlardan oluşan eğitimli ve donanımlı sağlık personelinin ekip ruhuyla sağlık hizmeti sunduğu, hastanelerin en donanımlı birimleridir. Bu ünitelerde gerçekleştirilen ve bütüncül bir yaklaşımla yoğun bakım hastasını ‘‘hayata bağlayacak’’  tüm işleyişi sürdüren sağlık çalışanları, zaman zaman tükenmişlik yaşayacak kadar özveri ve fedakârlıkla tüm süreci yönetiyor ve yürütüyor.   

Kişileri ‘’hayata bağlayan’’ bu üniteler, oldukça geniş bir alanda detaylı bir işleyişle yürütülüyor.

Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Uyar; “Yoğun bakım hizmetlerine ihtiyaç her geçen gün artıyor. Afet, trafik kazaları, ev ve iş kazalarının sıklıkla yaşanmasından dolayı maalesef ülkemiz bir travma ülkesi. Yoğun bakımın gelişmesi için sadece sağlık çalışanlarının değil, toplumunda desteğine ihtiyaç duyuluyor. Yoğun bakımların hastanelerin kalbi veya bel kemiği olarak adlandırabiliriz. Çünkü diğer tüm kliniklerde tedavi edilemeyen hastalar yoğun bakım ihtiyacına gereksinim duyuyor.” Dedi.

Toplantıya katılan Milli Motosikletçi Kenan Sofuoğlu ise; “Yoğun bakımda hem yattım hem de hasta yakını olarak yoğun bakım kapısında bekledim. Açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, kapıda beklemek hasta olmaktan çok daha zor. 3,5 aylık oğlum beyin kanaması geçirdi ve yoğun bakım müdahalesiyle hayatta kaldı. 3 ay yoğun bakım kapısında bekledik. Uzun süren araştırmalar sonucu eşimle aramızda kan uyuşmazlığı olduğunu ve bu sebeple oğlumun hastalandığını, bundan sonraki süreçte de bu durumun tekrar yaşanabileceğini öğrendik. Çünki bu genetik bir durummuş. Biz Sakarya da yaşıyoruz ve oğlumun hastalık sürecinde ki tüm tedavisi İstanbul’da etti. Genel anlamda yoğun bakımlarda yer sıkıntısı yaşandığını söyleyebilirim. Belki İstanbul’da böyle değildir ama diğer yerlerde bu var. Devletimiz bununla ilgili çalışıyor ben biliyorum ki gelişmeler olacak. Sakarya'daki Eğitim Araştırma Hastanesi de her gün büyütülüyor. Ve şu anda bin yataklı bir hastane yapılıyor. Özel hastaneler dahi yetersiz kalıyor ve bazen hastaların şehir dışına çıkması gerekiyor. Yoğun bakım öncesi yapılan ameliyatlarla ilgili de diğer şehirlerin bir eksikliği var. Her zaman İstanbul’a gelmek gerekiyor. Benim Türkiye’de sağlıkla alakalı gördüğüm en büyük sıkıntı merkez olarak İstanbul’u anılması. Babam kanser hastasıydı ve sürekli İstanbul’a getirmek gerekiyordu. İnşallah bu konularda da adımlar atılır da yoğun bakıma girmeden önceki ameliyatlar için herkes İstanbul’a gelmek zorunda kalmaz.

“GENETİK FAKTÖR SÖZ KONUSU OLDUĞU İÇİN BÖYLE BİR HASTALIKLA TEKRAR KARŞILAŞMA RİSKİMİZ YÜKSEK”

Yoğun bakımda kısa süreli ağır sakatlıklarımdan dolayı kaldığını dile getiren Sofuoğlu, ''Çocuğumla alakalı zaten çok bir umut yoktu.  İki amacımız vardı birincisi yaşatmaya çalışmaktı ikincisi de ne olduğunu bulmaktı. Beyin kanaması insanın aklına düştü mü? Sorusunu getiriyor. Fakat hiç alakası yok durduk yere çocuk fenalaştı ve hastaneye getirdik. Burada kalbi durdu ve hemen yoğun bakıma aldılar ve o anda neden kalbi durdu anlayamadık. Yoğun bakımdayken beyin kanaması geçirdiği anlaşıldı çocuğun. O dönemde Antalya'daydık neden beyin kanaması geçirdi anlayamadık. Onun üzerine özel uzmanlar devreye girince İstanbul'a getirdik ve araştırmaya devam ettik. Hatta kan örneklerini alıp Avrupa'ya da gönderdik. Aşağı yukarı 2.5 ay sürdü nedenini anlayabilmek. O dönemde çok fazla umudumuz yoktu araştırma halindeydik. Kalbinin durması ve beyin kanamasından dolayı beynini oksijen gitmediği için beyinde hasar meydana geldi. Yaşasa bile yoğun bakımdan çıkma şansı yoktu. Bizim sürecimiz yoğun bakımda yıllar sürebilecekti. Sakarya'da yaşıyorum İstanbul'a yerleşmem gerekecekti. Çünkü Sakarya'daki imkanlarla çocuğu orada tedaviye devam ettirme şansımız yoktu. Araştırmalarını yaptım ve dediler ki İstanbul'da devam edeceksin. 3 ay sonra vefat etti oğlumuz ama dediğim gibi yoğun bakımın orada bize kazandırdığı en büyük şey sorunu çözebildik ve hastalığı anlayacak sürecimiz oldu bu olmadan oğlumuzu kaybedebilirdikte.  Daha sonra da bir çocuğum oldu sağlık sorunu olmadı ama araştırmalarını ve tetkiklerini fazlasıyla yapıyoruz şu anda. Çünkü böyle bir hastalıkla yine karşılaşma riskimiz yüksek'' diye konuştu.

PROF. DR. İSMAİL CİNEL, ''İNSANLARI YENİDEN HAYATA BAĞLIYORUZ''
Yoğun bakımların öneminin gittikçe artığını ifade eden Prof. Dr. İsmail Cinel, ''Çünkü yaşlı popülasyon artıyor. Kansere yakalanan vaka sayısı da artıyor. Bunlar da yoğun bakım açısından önemli. Yoğun bakımda organ fonksiyonlarını yerine getirebildiğimiz için o insanları yeniden hayata bağlıyoruz. Yıllar kazandırıyoruz. Zamanlama çok önemli genel olarak ilk 6 saatte müdahale edilmesi gereken hasta grupları var'' diye konuştu.



Kaynak:Medimagazin

Yorum Yaz

E postanız yayınlanmayacaktır. Tüm alanlar mecburidir