Sağlık Bakanı Ahmet Demircan: Sağlık çalışanlarımızın şartlarını iyileştirmek için bir yasal çalışma yapıyoruz

12.01.2018

Sağlık Bakanı Demircan, Anadolu Ajansı Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor. Demircan, Türkiye'de tespit edilen zika virüsü, grip aşısı, personel alımı konularında açıklamada bulundu


ATAMALAR:

11 200 hekim atandı.1200 civarında arkadaşın soruşturmaları bekliyor. Soruşturmalar tamamlandıkça onların da atamasını yapıyoruz. 15 Temmuz gibi bir olaydan sonra kamunun daha hassas davranması doğaldır. Güvenlik soruşturmalarının neticelerine göre hareket ediyoruz. Yoksa bizim için hekim açığımızın olduğu bir dönemde atama bekletmemiz, bir gün fazla bekletmemiz mevzubahis olmaz. Soruşturma gelince hemen işlem yapıyoruz, sakınca yoksa atıyoruz


https://www.youtube.com/watch?v=unRhrzBlF7o


'55 bin personel alınacak'

Sağlık Bakanı Demircan, "Yoğun bakım yatak sayısını artırmaya devam edeceğiz, personel sayımızı da artırmak istiyoruz. 27 bin ebe hemşire ve sağlık personeli alınacak. Bu, yüksek bir rakam. Her sene yaklaşık 9 bin civarında hekim kadroya dahil oluyor. Ediyor 36 bin. Bizim bu seneden alacağımız kadro miktarı var, taşeron sistemi kalktığı için, bu alımı yapmadık. 2017'den 2018'e aktarılan bir 10 bin işçi çalışan alacağız. Ayrıca 2018 için de 9 bin kontenjan verildi. Yaklaşık 55 bin doktor, ebe hemşire, sağlık personeli ve çalışan alacağız." dedi.


https://www.youtube.com/watch?v=W9Z7FG1xxnU


'Uygun bir personel rejimi oluşturmak zorundayız'

Demircan, "Taşeron sisteminin kalkmasından sonra bundan sonraki sistemi yeniden gözden geçireceğiz. Herkesin statüsünü belli bir standart içine getirmemiz lazım. Sağlığın kendi gerekliliğine uygun bir personel rejimini oluşturmak zorundayız." diye konuştu.

Sağlık Bakanı Demircan, "Sağlık çalışanlarımızın şartlarını iyileştirmek için bir yasal çalışma yapıyoruz. Bununla ilgili ocak ayı içerisinde Başbakanımıza bir sunum yapacağız. Bu bekledikleri yıpranma payı, emekli maaşlarındaki düşüklük ve performanstaki ölçütler, bunlarla ilgili çalışmalarımız bittikten sonra paylaşacağız." dedi.

 

TAM GÜN YASASI İLE İLGİLİ AÇIKLAMA

Bakan Demircan, "Meseleye bütüncül yaklaşıyoruz. 80 milyonluk büyük bir ülkeyiz. 10 bin kişiye 191 hekim düşüyor. Hekimlerimiz insan gücü. Bu insanlarımız 80 milyona hizmet için varlar. Biz de Sağlık Bakanlığı olarak bu hizmetin en verimli şekilde yapılmasıyla yükümlüyüz. Bu insanları en verimli bir şekilde çalıştırabilecek modeli geliştirmek bizim görevimiz.

Tam gün yasası katı bir şekilde uygulanarak, birtakım sorunlar çözülmek istendi ve bir kısmı çözüldü de... Ama bu gün dönüp baktığımızda veya ileriye dönük baktığımızda da hala hekim açığımız var. Bu açığı, hekimleri daha verimli çalıştırarak kapatma imkanımız var. Başarılı hekimlerin daha fazla çalıştırılmasına da imkan sunmanız lazım. Ve yaptığı hizmetin karşılığını alması lazım. Esnek çalışma modeli dediğimiz şey bu. Hekimlerimizi daha verimli çalıştırmanın yollarını arıyoruz, mevcut kalıpları biraz esneterek, örneğin, hastanede görevini yapmış, zamanı da var. Diğer hastanede çalışmak istiyor. Sözleşmeyle çalışabilsin. 

Devlet, üniversite veya muayenehanelerde çalışılabilir, tartışılır. Karara bağlanmış değil, tartışmaya açık. YÖK ile görüşüyoruz, hastanelerle görüşüyoruz. Meşru, makul, yasal bir çözüm üretmek zor bir şey ama bunu asgariden başlatıp, bunu yola koyarsak inanıyorum ki bundan çok iyi bir netice çıkaracağız. Çünkü sağlıkta yetişmiş insan gücü fevkalade önemli" açıklamasında bulundu.

 

x

Sağlık Bakanı Demircan: "(Şehir hastaneleri) Adı farklı olmakla farklı ücret sistemine dahil olacaklar anlamında değil. Farklı ücret ödenmeyecek"

x

Sağlık Bakanı Demircan: "Sağlık çalışanlarımızın şartlarını iyileştirmek için bir yasal çalışma yapıyoruz. Bununla ilgili ocak ayı içerisinde Başbakanımıza bir sunum yapacağız. Bu bekledikleri yıpranma payı, emekli maaşlarındaki düşüklük ve performanstaki ölçütler, bunlarla ilgili çalışmalarımız bittikten sonra paylaşacağız.

x

Sağlık Bakanı Demircan: "(Antibiyotik kullanımına ilişkin) Bu konuda ülkemizde yapılan çalışmalar olumlu netice verdi. Reçetelerde antibiyotik oranı geçtiğimiz yıllara göre düşüyor ve düşmeye devam ediyor. Bu konuda başarılıyız."

Sağlık Bakanı Demircan, aşılamanın önemine dikkat çekerek, "19 yıldır bizim çocuk felci vakamız yok. Çocuk felciyle, rahatsızlığıyla düçar olmuş çocuğumuz yok. Bu, fevkalade sevindirici bir şey." dedi.

Sağlık Bakanı Demircan: “(Aşıdaki alüminyumun zararlı olduğu iddiaları) Aşının etkisini artırmak için bir miktar alüminyum kullanılır ama bu alüminyum DSÖ’nün kabul ettiği düzeyde, sürekli izlenen, etkileri takip edilen bir miktardır. Alüminyum gerekçe gösterilerek aşıyı reddetmek fevkalade sakıncalıdır. Aşılarımızın etkileri, yan etkileri ve riskleri tümüyle DSÖ ile birlikte takip edilip izlenmekte ve bir şey olduğunda derhal tedbir alınmaktadır. Alüminyum gerekçesi spekülatif bir gerekçedir, bilimsel hiçbir tarafı yoktur. Bizim aşı uygulamalarımızın hepsi bilimsel denetim altındadır."

 

x

Sağlık Bakanı Demircan: "Yoğun bakım yatak sayısını artırmaya devam edeceğiz, personel sayımızı da artırmak istiyoruz. 27 bin ebe hemşire ve sağlık personeli alınacak. Bu, yüksek bir rakam. Her sene yaklaşık 9 bin civarında hekim kadroya dahil oluyor. Ediyor 36 bin. Bizim bu seneden alacağımız kadro miktarı var, taşeron sistemi kalktığı için, bu alımı yapmadık. 2017'den 2018'e aktarılan bir 10 bin işçi çalışan alacağız. Ayırca 2018 için de 9 bin kontenjan verildi. Yaklaşık 55 bin doktor, ebe hemşire, sağlık personeli ve çalışan alacağız."

 

Sağlık Bakanı Demircan: "Taşeron sisteminin kalkmasından sonra bundan sonraki sistemi yeniden gözden geçireceğiz. Herkesin statüsünü belli bir standart içine getirmemiz lazım. Sağlığın kendi gerekliliğine uygun bir personel rejimini oluşturmak zorundayız."

 

 

 Sağlık Bakanı Ahmet Demircan, alüminyum ihtiva ettiği gerekçesiyle aşının reddedilmesine ilişkin, "Aşının etkisini artırmak için bir miktar alüminyum kullanılır ama bu alüminyum Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) kabul ettiği düzeyde, sürekli izlenen, etkileri takip edilen bir miktardır. Alüminyum gerekçe gösterilerek aşıyı reddetmek fevkalade sakıncalıdır." dedi.

Demircan, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'nda, editör ve muhabirlerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı, son dönemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

"Bu yıl mevsimsel grip vakaları önceki yıllarla kıyaslandığında ne durumda? Dört vakada zika virüsü tespit edildiğini biliyoruz. Şu an için bir risk durumu var mı? Antibiyotik kullanımına ilişkin son veriler nelerdir?" sorusu üzerine, Demircan, grip hastalığının kış mevsiminin en yaygın rahatsızlığı olduğunu belirtti.

"Mevsimsel grip noktasında, şu anda geçmiş yıllara göre olumsuz bir noktada değiliz. Aşırı bir yaygınlık, bir tehdit altında değiliz, hatta biraz daha iyi durumdayız." diyen Demircan, bu hastalığa karşı gerekli tedbirleri aldıklarını bildirdi.

Risk gruplarına karşı aşı tedbir aldıklarına işaret eden Demircan, mevsimsel grip noktasında Türkiye'nin bir baskı ve tehdit altında olmadığını, bu mevsimde görünenin üzerinde bir seviyede olmadıklarını aktardı.

- Zika virüsü

Bakan Demircan, zika virüsüne ilişkin, "Zika, Türkiye'de yeni görülen virütik bir rahatsızlık. Bununla ilgili Sağlık Bakanlığımız gerekli çalışmaları yapıyor, gerekli tedbirler de alınacak. Gelecekte böyle bir tehdit olur mu? Birtakım rahatsızlıklar olabilir. Gerekli tedbirleri aldıktan sonra önlemleri DSÖ ile yürütüyoruz." diye konuştu.

- Akılcı Antibiyotik Kullanımı Kampanyası

Antibiyotiklerin Türkiye'de bilinçsiz kullanıldığını vurgulayan Demircan, şöyle devam etti:

"Antibiyotikleri bilinçsiz bir şekilde, doktor reçetesi olmadan kendi isteğimizle kullanmamız durumunda bu ilaçların etkinliğini ortadan kaldırırız. Direnç gelişir. Bakteriler bunu başarıyorlar. Bu ilaçları mutlaka doktor kontrolünde kullanmamız lazım. Bu konuda son yıllarda yapılan çalışmalar olumlu netice verdi. Bizim reçetelerde antibiyotik oranı geçtiğimiz yıllara göre düşmeye devam ediyor. Bunda başarılıyız. Antibiyotik kullanımında aşırı kullanım ve buna bağlı direnç gelişmesi tehlikesi giderek azalıyor. Türkiye bunu başardı ve başaracak. Bu konuda son 3 yıl içinde giderek artan bir farkındalık var. Akılcı antibiyotik kullanımı kampanyamız da var. Bu konuda medya da bize destek veriyor ve destekçi oluyor. Medyanın da katkısıyla yüksek de başarı sağlandı."

Demircan, "Son dönemde bazı aşılar içinde alüminyum olduğu iddiası var. Bazı aileler bu korkularından dolayı aşıyı reddediyorlar. Bu alanda bir çalışmanız olduğunu biliyoruz. Aileleri ikna için ne tür bir yol kullanacaksınız? Aşının sağlığa zararı var mı?" sorusu üzerine, bu konuda çok hassas davranmak gerektiğini, halkı etkileme konumunda olanların meseleyi genel sağlık meselesi olarak görüp kişisel düşünmemelerini istedi.

Aşıyı reddeden bir insanın sadece kendi çocuğunun değil, toplumdaki diğer çocukların sağlığı için de tehditler oluşturacağına dikkati çeken Demircan, aşı yapılamaması nedeniyle çocuğun uğradığı zararların ömür boyu çocuk üzerinde görülebileceğini de düşünmek gerektiğini dile getirdi.

Bakan Demircan, örneğin çocuk felcinin hastalığının çocuğu ömür boyu etkileyen hasarlar bırakacağını, oysa aşılama sayesinde çok başarılı neticeler aldıklarını ifade etti.

- "2004 yılından bu yana difteri vakası yok"

Pek çok hastalığı aşılama sayesinde ortadan kaldırdıklarına işaret eden Demircan, şu görüşlere yer verdi:

"2001'de kızamık vakası sayımız 30 bin 509. 2016 yılında bu sadece 9. Bu artık elimine olma noktasına geliyor. 19 yıldır bizim çocuk felci vakamız yok. Çocuk felciyle, rahatsızlığıyla düçar olmuş çocuğumuz yok. Bu, fevkalade sevindirici bir şey. Dünya üzerinde büyük salgınlara, ölümlere neden olan bu hastalığı dünya elimine etti. Bunda Türkiye de öncü ülkelerden biridir. Hatta çiçek açısının ilk uygulayıcısı bizim toplumumuzdur. Osmanlı zamanında bir şekilde uygulamışız. 2004 yılından bu yana difteri vakası yok. Sadece 2011 yılında 1 vaka var o da ölümle sonuçlanmış. Aşısız biri. Tamamen aşıyla ilgili. 2016 yılında ikisi ölümle sonuçlanan 22 tetanoz vakası var. Bu çok düşük ve işin ilginç tarafı 22 vakanın tamamı da aşıyı reddetmiş, yaptırmamış. Aşı, toplum sağlığı üzerinde fevkalade koruyucu bir önlem, buna karşı çıkmak fevkalade sakıncalı."

- "Alüminyum gerekçesi spekülatif bir gerekçedir"

Demircan, "İnsanlar hangi saiklerle aşıya karşı çıkıyor." sorusuna şu yanıtı verdi:

"Söylenen aşılarda alüminyum olduğu şeklinde. Aşının etkisini artırmak için bir miktar alüminyum kullanılır ama bu alüminyum DSÖ’nün kabul ettiği düzeyde, sürekli izlenen, etkileri takip edilen bir miktardır. Alüminyum gerekçe gösterilerek aşıyı reddetmek fevkalade sakıncalıdır. Aşılarımızın etkileri, yan etkileri ve riskleri tümüyle DSÖ ile birlikte takip edilip izlenmekte ve bir şey olduğunda derhal tedbir alınmaktadır. Alüminyum gerekçesi spekülatif bir gerekçedir, bilimsel hiçbir tarafı yoktur. Bizim aşı uygulamalarımızın hepsi bilimsel denetim altındadır. Bu konuda biz gerekli cevapları ailerle veriyoruz. Dezenformasyonlara karşı doğru bilgilendirme yapmamız lazım. Bu bizim görevimiz."

Bakan Demircan, bir insana yaşamı boyunca tüm aşılar uygulandığında verilen toplam alüminyum miktarının 4,25 miligram olduğunu, içme suyunda, hazır suda, mide ilaçlarında da bu maddenin olduğunu kaydetti.

"Gelişmiş ülkeler açısından aşı-hastalık ilişkisi benzer midir?" sorusu üzerine Demircan, "Elbette. Onlar da aynı şekilde aşılar konusunda birtakım kampanyalarla karşı karşıya kalmışlardır. Yapılacak şey, doğru bilgilendirmedir ama insanlara zorla aşı yapamazsınız. Yapılması gereken, doğru bilgilendirmedir." diye konuştu.

Türkiye'nin sağlık noktasında, başkalarının kendisine örnek gösterildiği bir ülke olmaktan çıktığını belirten Demircan, artık başkalarına örnek gösterilen bir ülke konumunda bulunduğunu söyledi.

"Kış mevsimiyle hasta sayısındaki artışın, yoğun bakımlara yansıdığı" ifade edilerek, "Ancak bakanlıkça yoğun bakımdaki hastaların yüzde 35'inde uygun olmayan hasta yatışı tespit edildi. Yoğun bakım ünitelerinin sayısı yeterli mi? Gerçekten ihtiyacı olana öncelik verilmesi nasıl sağlanacak?" sorusuna Demircan, "Öncelikle rakamları paylaşmak istiyorum. 2002'de yoğun bakım yatak sayısı 869, 2018'de hedef 16 bin, şu anda ise 14 bin 817 tüm standartlara uygun yoğun bakım yatağı var. Çarpıcı ve etkileyici bir gelişme var." yanıtını verdi.

Bakan Demircan, bu sayının, Türkiye'nin sağlıkta nereden nereye geldiğinin önemli göstergelerinden birisi olduğuna dikkati çekti.

Türkiye'de sağlık altyapısının yenilendiğine işaret eden Demircan, ülkenin bu noktada Batı ülkelerinin pek çoğunun önüne geçtiğini ve geçmeye de devam edeceğini vurguladı.

- "Hastanın o hastane bu hastane gezdirilmesi kabul edilebilir değil"

Demircan, yoğun bakım yatak sayısının daha da artırılması gerektiğinin altını çizerek, şöyle devam etti:

"Ancak bizim şu anda yoğun bakım ihtiyacımıza cevap verecek yatak sayımız var. 'Hekimlerimiz yoğun bakımda hastalarımızı fazla tutuyor.' fotoğrafı çıkıyor. Bu neden olur? Bunu araştırıyoruz. Niye hekim, endikasyon bittikten sonra yoğun bakımda hastayı bir gün daha fazla tutsun? Bunun elbette ki makul sebepleri de var ve bunun gereksiz kullanıldığı tarafı da var. Öncelikle gereksiz kullanımı kaldırmak lazım çünkü bir tarafta yoğun bakımda yatmaması gereken bir hasta yatağı işgal ederken, öbür tarafta acil yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle sıkıntıda kalan bir hastanın, o hastane bu hastane gezdirilmesi kabul edilebilir bir şey değil. O zaman burada yapmamız gereken birincisi, uygun kullanım noktasını geçmemiz lazım. İkincisi ise elbette ki hekim arkadaşlar, 'illa bir gün daha fazla yatsın' gerekçesiyle tutmaz."

Hekimlerin, hastaları yoğun bakımda daha fazla tutma noktasındaki tavrına değinen Demircan, "Yoğun bakımda daha iyi bakılıyor, daha fazla personel orada az sayıda hastaya yardımcı oluyor. Demek ki bizim normal yataklarda hastalarımızı daha fazla etkili bir şekilde bakma süresini geliştirmemiz lazım. Bu da personel ihtiyacını doğuruyor. Personelimiz yeterli olursa, biz her yatakta hastamıza gerekli ihtimamı sonuna kadar, rahat bir şekilde gösterebiliriz. Yoksa hekim demek ki hastasını yoğun bakımda biraz daha tutma ihtiyacı hissediyor ki orada tutuyor, bu da yatakların doluluk oranını yükseltiyor." değerlendirmesinde bulundu.

- "55 bin doktor, ebe hemşire, sağlık personeli ve çalışan alacağız"

Bakan Demircan, bunun çözümünün iki yönlü olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

"Yoğun bakım yatak sayısını artırmaya devam edeceğiz, personel sayımızı da artırmak istiyoruz. Bu sene 27 bin ebe hemşire ve sağlık personeli alınacak. Bu, yüksek bir rakam. Her sene yaklaşık 9 bin civarında hekim kadroya dahil oluyor. Ediyor 36 bin. Bizim bu seneden alacağımız kadro miktarı var, taşeron sistemi kalktığı için bu alımı yapmadık. 2017'den 2018'e aktarılan bir 10 bin işçi çalışan alacağız. Ayrıca 2018 için de 9 bin kontenjan verildi. Yaklaşık 55 bin doktor, ebe hemşire, sağlık personeli ve çalışan alacağız ki bu sene biraz daha hizmette elimizi rahatlatacak, standardın biraz daha yükselmesini temin edecek."

Bu sene yoğun bakımlara bin 600 civarında yeni yatak ilave edileceğini açıklayan Demircan, "Önümüzdeki bir yıl içerisinde bu sorunun çözüleceğine inanıyorum. Gerekli tedbirler alınacak, personel artırılacak, yoğun bakım sıkıntımızı aşmış olacağız." dedi.

- "İşçi statüsünde arkadaşlarımız olacak"

"2018 ve 2019 yılı için netleşmişse ek personel alımları hangi branşlarda, ne kadar olacak? Özellikle 4/B pozisyonundaki personelin kadrosunda bir değişiklik olacak mı? 12 bin 500 personel alımı vardı, 9 binin güvenlik soruşturması tamamlanıp başlatılmıştı, geriye kalanların güvenlik soruşturması ne durumda?" sorularına Demircan, şu yanıtı verdi:

"2018'de personel yenileme, artırma, güçlendirme projeksiyonumuz şu şekilde ortaya çıkıyor. Birincisi sağlık personeli, 27 bin kadronun içerisinde hemşire, ebe ve sağlık memurları var. Onun dışında bizim rutin, kanun gereği mezun olan hekimlerimizi mecburi hizmete alma zorunluluğumuz var. İhtisasını tamamlayan veyahut da mezun olan pratisyen arkadaşlarımızı rutin olarak alıyoruz. Bu sayıyı bu sene, yaklaşık 9 bin olarak tahmin ediyoruz. Ediyor 36 bin. 19 bin de 'sağlık çalışanı' dediğimiz, sağlıkta diğer hizmetlerde çalışan istihdam edeceğimiz 'işçi statüsünde' arkadaşlarımız olacak, bu da bizi 55 bine ulaştırıyor. Doktorlarda da hangi dallarda ne kadar alacağımız, uzmanlıklarla ilgili olanlar, ihtisaslarını tamamladıktan sonra bize müracaat ediyorlar. Biz onların kadro dağılımını yapmış bulunuyoruz. O dağılıma göre mecburi hizmete dahil ediyoruz."

- "Bizim ihtiyacımız 35 bin civarında"

Pratisyenlerle ilgili ihtiyacın da azami 5 yılda tamamen karşılanmış olacağını bildiren Demircan, "Şu anda aile hekimliğinde istihdam ettiğimiz pratisyenlerin sayısı 23 bin civarında. Standart belirlediğimiz hedef norm 2 bin 500 aile hekimi başına nüfus sayısı belirlediğimiz hedefte. Bizim ihtiyacımız 35 bin civarında, bu demektir ki 10 bin civarında bir açığımız var." vurgusu yaptı.

Demircan, ileriki yıllarda giderek artan bir şekilde fakültelerdeki mezunlarla bu sayının 13-14 bine çıkacağını bildirdi.

- "Uzman hekim açığımızda ciddi bir baskı var"

Uzman hekim açığını da "ciddi bir açık" olarak değerlendiren Demircan,"Özellikle yan dalların çoğalmasıyla uzman hekim açığımızda ciddi bir baskı var. Bu baskıyı bir an önce ortadan kaldıralım diye tedbir olarak TUS'da uzmanlık sınavında ayrılan kontenjanı 6 binden 8 bine çıkardık bu sene. Bu yaklaşık yüzde 30'luk bir artış. Bunun etkisi de 5 yıl sonra görülecek. Bu kısa dönemde fakültelerin, eğitim hastanelerimizin asistan açığını kapatmış olacak." diye konuştu.

Sağlık Bakanı Demircan, hekim sayısının yetersizliğine işaret ederek, "Bu hangi norma göre derseniz, bizim kendi belirlediğimiz standartlara göre. Oysa OECD ülkeleri içerisinde, bizim hekim sayımız, en düşük hekim sayısı noktasındayız şu anda. Yani bizde 10 bin kişiye 191 hekim düşüyor. Bu düşük bir rakam. Ortalaması bunun 400 civarında. En azından 300'e ulaşmamız lazım." dedi.

 

Bakan Demircan, sağlıkta dijitalleşme konusunda diğer kamu kurumlarının önünde olduklarını belirtti.

Yaptıkları bütün iş ve işlemleri merkezden takip eder duruma geldiklerini vurgulayan Demircan, Türkiye'de dünya normlarında hastanelerinin bulunduğunu, Avrupa'daki ülkeler arasında Türkiye'nin birinci olduğunu söyledi.

Hastaneleri "dijital hastane" durumuna getirdiklerini dile getiren Demircan, "Hastanelerimizdedonanımlarımız fevkalade arttı. Görüntüleme cihazlarından laboratuvar imkanlarına varıncaya kadar 2002 yılı öncesiyle mukayese edilemeyecek düzeyde hastanelerimiz donatıldı." diye konuştu.

Hekimlerin bu donanımları rahatça kullanabildiğini belirten Demircan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İstemediğimiz bir noktada oluştu. Şimdi onun da tedbirini alıyoruz. Bunu ortadan kaldıracak, hekimlerimizin de ulaşmasını sağlayacak bir yöntem. Biz cihazları fazla kullanıyoruz, yani hastaya bu hafta bir emar çekilmiş, bakıyorsunuz önümüzdeki hafta bir daha çekilmiş. Endikasyonsuz, çok fazla cihazları kullandığımız rakamlarla da ortada. Bu kadar, çok fazla çekim... Bizim konumumuzdaki ülkeler içerisinde birinci, ikinci noktaya geliyoruz. Bunun da önüne geçmek lazım. Nasıl geçilecek bunun önüne? Yasakla değil. Hekim arkadaş endikasyon koydu, şu tetkiki istiyor, o tetkik hastada en son ne zaman yapılmışsa hekimin önüne bilgisi çıkacak. Bu tetkiki istediğiniz zaman 5 gün önce çekilmiş bu, görüntüleri burada. Dolayısıyla hastanelerimizdeki bu dijitalleşme noktasında da fevkalade iyi bir yerdeyiz. Bu da hizmetin kalitesini yükseltecek."

- "Türkiye'nin ilaca ulaşmada büyük bir mesafe katedildi"

Türkiye'nin ilaca ulaşma ve ilaç sanayisinde yerlileşme konusunda büyük bir mesafe katettiğine dikkati çeken Demircan, bu yılın sonu itibarıyla miktar olarak imal edilen ilaçların ithal edilen ilaçlardan daha fazla olduğunu ancak ithal edilen ilaçlara yerli üretimden daha yüksek miktarlarda ödeme yapıldığını kaydetti.

İthal edilen ilaçların çoğunun yeni patentli ilaçlardan oluştuğunu, Türkiye'nin giderek ithal ilaçların yerine imal edilen ilaçları geçirdiğini aktaran Demircan, "2018 yılı sonu itibarıyla ithal ve imal noktasında kafa kafaya gelecek ondan sonrada biz imal olarak öne geçeceğiz. İlaçta bu noktadayız. Bu sevindirici bir şey." değerlendirmesini yaptı.

Aşılar ve plazma ürünler konusunda yeni adımların atıldığına dikkati çeken Demircan, "Türkiye'nin aşılarını üretmek için gayret sarf ediyor, bu konuda yatırımlar yapılıyor. Tıpta, sağlıkta yerlileşmenin önünü açmak için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz." diye konuştu.

Bakan Demircan, önemli, büyük cihazlar ve yerli üretimi teşvik konusunda da çalışmalar yürüttüklerini, bu cihazların Türkiye'de üretilmesini sağlamak için motive edici destekler vereceklerini dile getirdi.

- "Sağlık Marketi ön protokolünü imzaladık"

Yerlileşmenin önünü açmak için alım sisteminin de modernize etmek istediklerini dile getiren Demircan, Devlet Malzeme Ofisi ile birlikte merkezi bir alım sistemi oluşturduklarını, Sağlık Marketi ön protokolünü imzaladıklarını belirtti.

Bakan Demircan, Türkiye'nin her yerinde, sağlık alanında yapılan bütün yatırımlarda beşinci bölgede yatırım yapılmış gibi destek verildiğini, yerli sanayinin gelişmesi için başka desteklerin de olduğunu kaydetti.

- "Bu ay içerisinde Başbakanımıza bir sunum yapacağız"

Sağlık hizmetlerinde yüksek bir başarı yüzdesinin yakalandığını kaydeden Demircan, "2002'de sağlık hizmetlerinden hizmeti alanların memnuniyeti yüzde 39'muş bu yüzde 70'leri aştı." dedi.

Sağlık personelinin ihmal edildiğini söylemenin doğru olmadığını vurgulayan Demircan, "Sağlık çalışanlarımızın şartlarını iyileştirmek için bir yasal çalışma yapıyoruz. Bununla ilgili ocak ayı içerisinde Başbakanımıza bir sunum yapacağız. Bu bekledikleri yıpranma payı, emekli maaşlarındaki düşüklük ve performanstaki ölçütler, bunlarla ilgili çalışmalarımız bittikten sonra paylaşacağız." bilgisini verdi.





Kaynak:Medimagazin

Yorum Yaz

E postanız yayınlanmayacaktır. Tüm alanlar mecburidir